Ağlayan Bebek Nasıl Susturulur? Japon Yöntemi ve Edebiyatın Gücü Üzerine Bir İnceleme Kelimeler, sadece iletişim kurmanın aracı değildir; onlar, dünya ile kurduğumuz ilişkilerin özüdür. Her bir anlatı, bir dünyayı şekillendirir, duyguları ve düşünceleri dönüştürür. Kelimelerle şekillenen her metin, insanın içsel yolculuğunu ve toplumsal bağlamı derinlemesine sorgular. Ağlayan bir bebek, tüm insanlığın ortak bir deneyimi, bir çığlık, bir çağrı gibi görünse de, kültürel bakış açılarına göre farklı anlamlar taşıyan bir metafordur. Japonya’da ağlayan bebekleri susturma yöntemi, sadece bir pratik çözüm değil, aynı zamanda derin bir kültürel anlam taşır. Bu yazıda, Japon yöntemiyle ağlayan bir bebeği susturma uygulamasını edebi bir bakış açısıyla…
8 YorumÖğrenme ve İlham Yazılar
Kist Hidatik Tanısı Nasıl Konur? Geçmişten Günümüze Bir Tarihsel Yolculuk Bir tarihçi olarak, geçmişin izlerini bugüne taşımak, insanlık tarihinin evrimini anlamanın anahtarıdır. Her hastalık, bir toplumun kültürel, toplumsal ve bilimsel gelişiminde bir kırılma noktası yaratır. Kist hidatik gibi hastalıklar, yalnızca biyolojik bir tehlike oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda tıbbi anlayışın, toplumların sağlıkla ilgili bilinçlerinin nasıl evrildiğini de gösterir. Bu yazıda, kist hidatikin tanısının nasıl konduğuna dair tarihsel bir perspektif sunarak, bu hastalığın geçmişteki algısını ve günümüzdeki tıbbi gelişmeleri keşfedeceğiz. 1. Kist Hidatikin Tarihsel Gelişimi: Hastalıkla Tanışma Kist hidatik, halk arasında “ekinokok kisti” olarak da bilinir ve bu hastalık, insanlarda ve hayvanlarda…
6 YorumŞehirlerde Kamu Düzenini, Huzuru ve Güvenliği Sağlayan Kimdir? Geleceğe Dair Bir Bakış Şehirler, insanlığın en karmaşık ama en yaratıcı yaşam alanları. Her gün milyonlarca farklı düşünce, duygu, değer ve çıkar bu alanlarda bir araya geliyor. Peki bu kadar çeşitlilik içinde kamu düzenini, huzuru ve güvenliği kim sağlıyor – ya da gelecekte kim sağlayacak? Ben, konuların gelecekteki etkilerine merak duyan biri olarak, bu soruyu sadece bugünün kolluk kuvvetleriyle değil, teknolojinin, toplum bilincinin ve bireysel sorumluluğun birleştiği bir gelecek vizyonuyla ele almak istiyorum. Gelin, birlikte beyin fırtınası yapalım. Geleneksel Güvenlik Anlayışı: Devletin Kolluk Gücü Bugüne kadar şehirlerde kamu düzeninin koruyucusu denince akla…
8 YorumHidrojeokimya Nedir? Geçmişten Günümüze Bir Bilim Dalının Evrimi Bir tarihçi olarak, zamanın derinliklerinde kaybolmuş bir bilim dalının izlerini sürmek her zaman büyüleyicidir. Geçmişe baktığımızda, insanlığın doğayı anlamak için çeşitli bilimsel dallar geliştirdiğini ve bu çabaların nasıl zaman içinde şekil bulduğunu görebiliriz. Bu çabaların bir parçası da hidrojeokimya, yani suyun kimyasal bileşimlerini inceleyen bilim dalıdır. Ancak hidrojeokimya, bugünkü haline gelmeden önce farklı evrelerden geçmiş, tarihsel kırılma noktalarına tanıklık etmiştir. Bu yazıda, hidrojeokimyanın tarihsel süreçlerini inceleyecek, toplumsal dönüşümlerle olan bağlarını keşfedecek ve geçmişten günümüze nasıl evrildiğini tartışacağız. Hidrojeokimyanın Başlangıcı: Doğanın Kimyasını Anlamaya Çalışmak Hidrojeokimya, esasen suyun kimyasal özelliklerini, bileşimlerini ve bu bileşimlerin…
8 YorumHeykeltraş Yapan Kişiye Ne Denir? Felsefi Bir Bakış Bir Filozofun Perspektifinden: Sanatçının Kimliği Sanat, insanlık tarihinin en eski ve en derin ifade biçimlerinden biridir. Her bir sanat dalı, insanın varoluşunu, düşünsel dünyasını ve toplumsal yapısını sorgulayan bir dil sunar. Peki, bu dilin sözcülerini nasıl adlandırmalıyız? Bir heykel yapan kişiye ne denir? Filozof olarak baktığımızda, bu sorunun cevabı, sadece bir meslek unvanından çok daha fazlasıdır. Heykeltraş, yalnızca bir sanatçı değildir; o, materyalin ruhunu şekillendiren bir varlık, düşüncenin ve estetiğin beden bulduğu bir yaratıcıdır. Bu yazıda, “heykeltraş” teriminin felsefi boyutlarını, ontolojik, epistemolojik ve etik açılardan ele alacağız. Sanatçının kimliği, toplumsal anlamı ve…
6 YorumKısa cevap: Doğrusu “Sevda Hanım”dır; iki kelime ayrı ve ilk harfleri büyük yazılır. Ekler unvandan sonra ve apostrofla getirilir: “Sevda Hanım’a”, “Sevda Hanım’ı”, “Sevda Hanım’la”. “Hanımefendi” ise birleşiktir: “Sevda Hanımefendi”. “Sevda Hanım” Nasıl Yazılır? Sadece Yazım Değil, Dilin Gücü Meselesi Kabul edelim: “Sevda Hanım”ın nasıl yazılacağı basit bir imla ayrıntısı gibi görünür. Oysa mesele yalnızca bir boşluk bırakıp bırakmamak değil; dilin, saygı kültürünün ve toplumsal cinsiyet düşüncesinin nerede durduğumuzun aynasıdır. Benim iddiam şu: Yazım hatası sandığımız birçok şey, aslında dilin arkasına saklanmış güç ilişkilerinin semptomu. Bu yüzden bu yazı, yalnızca doğru formu söylemekle yetinmeyecek; kalıplaşmış hitapların kadınlar ve erkekler üzerindeki…
8 YorumGüzellik Uzmanları Ayda Ne Kadar Kazanıyor? Estetiğin Romanı, Emeğin Şiiri Bir edebiyatçı masasına oturur; kaleminin ucunda yalnızca kelimeler değil, bir çağın yüzü vardır. Çünkü güzellik dediğimiz şey, yalnızca aynada değil, dilin kıvrımlarında da belirir. “Güzellik uzmanı” dendiğinde akla gelen, sadece makyaj fırçaları, cilt bakımı ya da parfüm kokusu değildir. Aslında onlar, görünüşü değil, anlamı biçimlendiren çağdaş heykeltıraşlardır. Ama edebiyatın merceğinden bakarsak, asıl soru şudur: Bir güzellik uzmanı ayda ne kadar kazanır, değil; emeği hangi hikâyede değer bulur? Emeğin Romanı: Güzelliğin Ekonomisi Üzerine Edebi Bir Okuma Bir hikâyede karakterin yüzü neyse, hayatta da insanın emeği odur: bir iz, bir ışık, bir…
8 YorumGümüş Gelecekte Ne Kadar Olur? Tarihten Günümüze Bir Fiyat ve Beklenti Yolculuğu Yüzyıllardır insanlık, altınla birlikte gümüşe de değer biçti. Orta Çağ’daki hanlıklar zanaat eserlerinde, Osmanlı’daki takılar ve sikke düzenlemeleri, Avrupa’daki külçe sistemi hep gümüşün toplumsal ve ekonomik işlevini ortaya koyar. Gümüş, yalnızca takı ya da süs öğesi değil; para sistemlerinde, sanayide, elektrik devrelerinde ve hatta fotoğrafik süreçlerde bile kritik bir bileşen olmuştur. Bu tarihsel arka plan, bugün geldiğimiz noktada “Gümüş gelecekte ne kadar olur?” sorusunu yalnızca spekülasyondan ibaret olmayan bir mesele haline getirir. Bugünkü Durum: Yapısal Açık ve Endüstriyel Talep 2025 itibarıyla dünya gümüş piyasası, arz-talep açısından belli sınamalarla…
8 YorumKaprisli İnsan Kime Denir? – Etiketin Ötesinde Bir Sosyal Yansıma Toplumda en kolay yapabildiğimiz şeylerden biri, insanlara etiket yapıştırmaktır. “Zor”, “huysuz”, “kaprisli”… Peki gerçekten neye göre? Kimin ölçüsüne göre? “Kaprisli insan” dediğimizde aklımıza gelen imaj, aslında sadece kişisel davranış kalıplarını değil; toplumsal beklentileri, cinsiyet rollerini ve adalet anlayışımızı da içinde barındırır. Bu yüzden bu konuyu yalnızca psikolojik bir terim gibi görmek yerine, daha derin bir yerden tartışmamız gerekiyor. Kaprisin Gerçek Anlamı: İstekten Talepe, Talepten Algıya “Kapris”, genellikle gereksiz, abartılı ve sürekli değişen isteklerde bulunma anlamında kullanılır. Ancak burada kritik nokta şu: Ne “gereksiz” ne de “abartılı” tamamen nesnel kavramlar değildir.…
Yorum BırakZamanın İzinde: Büyükçekmece’nin Kuzeyi Neresi? Bir tarihçi olarak geçmişin izlerini sürmek, yalnızca eski taşların, belgelerin ya da haritaların peşine düşmek değildir; aynı zamanda bugünü anlamlandırmanın da en derin yollarından biridir. Büyükçekmece denince çoğumuzun aklına deniz kıyısındaki sahil, yazlık evler ve köprü gelir. Fakat “Büyükçekmece’nin kuzeyi neresi?” diye sorduğumuzda, karşımıza yalnızca coğrafi bir yön değil, tarihsel bir katman çıkar. Çünkü kuzey, bu bölgenin kimliğini şekillendiren değişimlerin sessiz tanığıdır. Geçmişten Günümüze Bir Coğrafyanın Dönüşümü Büyükçekmece’nin kuzeyi, bugün ağırlıklı olarak Tepecik, Kumburgaz’ın üst kesimleri ve Celaliye’nin iç bölgelerine kadar uzanır. Bu alan, Osmanlı döneminde kırsal yerleşimlerin, tarım arazilerinin ve göç yollarının bulunduğu bir…
Yorum Bırak