İçeriğe geç

Eski filmlere neden Yeşilçam deniyor ?

Eski Filmlere Neden Yeşilçam Deniyor?

Geçenlerde bir arkadaşım, “Eski Türk filmleri gerçekten çok farklı, neden Yeşilçam deniyor bunlara?” diye sordu. Ben de tabii ki hemen, “E çünkü yeşil, her şey yeşil olur,” diye espri yapıp gülüştüm. Ama sonra fark ettim ki, aslında bu sorunun cevabı gerçekten de bayağı derinmiş. Ben de biraz düşündüm (görünürde düşünüyormuş gibi, aslında biraz kayıp bir şekilde içimi sorguladım ama neyse).

Aslında “Yeşilçam” deyince akla gelen şey, 1950’lerden 1980’lere kadar olan dönemin Türk sinemasının altın çağını temsil ediyor. Ama biz gençler bu ismi, ne yazık ki, annelerimizin, babalarımızın, hatta belki dedelerimizin bakıp “Ayy bu film çok güzel,” dedikleri siyah-beyaz nostaljik dramalarla eşliğinde öğrendik. Yeşilçam, bizim için sadece eski filmlerin adı değil, aynı zamanda en büyük komedi kaynağımız!

Yeşilçam’ın Kökleri

“Peki, bu kadar eğlenceli olan bir ismin tarihi ne?” diye soracak olursanız, işin aslında bir sürü yönü var. Ama önce Yeşilçam’ın kökenlerine inelim. “Yeşilçam” ismi aslında bir sokaktan geliyor: Yeşilçam Caddesi. İstanbul’un Beyoğlu semtinde bulunan bu cadde, 1950’li yıllarda Türk sinemasının merkezi haline gelmiş. Caddede bir sürü sinema salonu vardı ve bu salonlarda çekilen filmler, her geçen gün daha fazla popülerlik kazanıyordu. Hani o klasik “Hayatımda bir tek seni seviyorum, sen de beni seviyor musun?” replikleri var ya, işte o filmler bu caddede doğmuştu.

Bir süre sonra, Yeşilçam Caddesi’ndeki yapımların hepsi, dönemin ikonikleşmiş melodramlarını, komedilerini, aksiyonlarını oluşturdu ve bir anlamda bu filmler “Yeşilçam dönemi” olarak anılmaya başlandı. Şimdi, bakınca o dönemin filmlerine, her biri birer komedi unsuru gibi geliyor. Öyle ki, babamın “Gidip Yeşilçam filmi izleyelim” dediği an, senaryoları hakkında hiçbir fikrim olmasa da “Kesin, yine bir yerden düşer ya da yanlışlıkla iki kişi öpüşür,” diyerek o filme gitmekten imtina etmem.

Yeşilçam Filmlerinin Bize Anlattıkları

Bana sorarsanız, Yeşilçam filmleri; dram, aşk, kıskanmak, komik diyaloglar, saçma sapan olaylar ve elbette ki başroldeki figürler sayesinde Türk sinemasının özüdür. Gerçekten de, Yeşilçam sinemasının genelinde bir “aşk” var. Ama öyle sıradan bir aşk değil; “Bir bakışla aşık olma” gibi dramların başrolde olduğu bir aşk. Filmin başında, kadın birden zengin bir adamın arabasına biner, tam bir kasvetli müzik çalmaya başlar ve adamın “Sana doğru geliyorum, sevgilim” demesiyle de işte bu kadar olur. (Yani… gerçekten de bir bakışla olur mu?)

Bir başka Yeşilçam klasiği de hep aynı şarkının çalması. Hani o sıkıcı ama bir o kadar da tanıdık şarkılar. Her filmde bir yerde duyarsınız: “Ah, ne zaman bir araya gelirsek, o saatten sonra seninle başka dünyadayız…” Hep aynı şarkı, hep aynı kalp kırıklığı, hep aynı “Nasıl olur, şimdi de mi?” diyorsunuz.

Öyle bir noktaya geliyorsunuz ki, Yeşilçam filmlerinde aşka o kadar alışıyorsunuz ki, gerçek dünyada gerçek insanlar sizin için bir tüy gibi hafif geliyor. O “bir bakışta aşık olma” meselesi yüzünden, bir yerde duruyorsunuz ve gerçek hayatta biri size baksa, diyorsunuz ki: “Aa, bu bakış, kesin bir şey olacak!” Ama olmuyor. Çevrenizdekiler buna da gülüyor, çünkü herkes artık biliyor ki, bu bakışlardan hayır gelmiyor. Yeşilçam sadece gerçeği değil, bizi eğlendiren hayalleri de besliyor.

Diğer Yeşilçam Klasiği: Gözlüklü Kahramanlar

Geçen gün arkadaşımla otururken eski Yeşilçam filmlerini izlemeye başladık. Tabii gözlüklü bir adam hemen ortaya çıktı. “Hadi canım, bunlar da çok klasik ya,” dedim. Gerçekten, bu adamlar nasıl bu kadar popüler olmuş, bilmiyorum. Birinin adı Kemal, diğeri Muzaffer ya da işte bir şekilde hepsi o dönemin aynı tip adamları. Gözlüklü, bir taraftan kitap okuyan, bir taraftan da kırılgan ama bir o kadar da cesur bir adam. Öyle ki, sıradan bir filmde bile, kızın kalbini kazanıyor. “Ya, bir dakika, bunlar giydikleri gömleği 3 saat önce değiştirmişti!” diye kafamda şüpheler dönmeye başlıyor ama neyse, film ilerliyor, sonunda birileri birbirine sarılıyor ve yeşilçamda mutlu son klasikleşiyor.

Yeşilçam’da Komedi: Sizi de Kandırmayın

Bir de Yeşilçam’ın vazgeçilmezi olan komedi unsurları var. Burada da işin içine garip bir mantık devreye giriyor. İronik bir şekilde filmler o kadar komik ki, insanlar onları hâlâ izliyor ve bunun farkına varmıyor. 80’lerin başındaki komedi unsurlarında, kahramanlar işin içinden çıkmaz hale geliyorlar. Aslında, bu bence sinemanın gerçek zekası. Komik sahneler, ne kadar tuhaf olsa da, izleyen kişiyi güldürüyor.

Sahne:

Birinci Karakter: “Oğlum, sen de niye hep böyle karanlıkta kalıyorsun?”

İkinci Karakter: “E, herkes gibi mi olacağım?”

Birinci Karakter: “Hah, yani Yeşilçam filmlerinde tanışmak en kolay şey değil mi?”

İkinci Karakter: “Evet, ya da yakışıklı bir dondurmacı olur mu?”

Ve şunu fark ediyorum ki, her filmde aynı tuhaflıklar, komik diyaloglar, absürd olaylar birbirini takip ederken insan şunu diyor: “Bunları biz de yapabiliriz!” Hatta belki daha iyisini yapabiliriz… Bunu yazarken içimde bir umut belirdi. 🙂

Sonuç: Yeşilçam, Efsane Bir Yansıma

Sonuç olarak, Yeşilçam’ın neden bu kadar efsane olduğunu çözmek, aslında basit bir mesele. Sadece nostalji değil, hem komedi hem dramın bir arada sunulması ve tabii ki bu olayı da günümüzde yeniden hatırlatabilmek önemli. Hani siz de bazen şu eski film replikleri arasında kayboluyorsunuz ya, işte o kaybolan zaman Yeşilçam’dan bir hatıra olarak geri geliyor. Biz de arada o eski filmleri izleyip, yüzümüzü güldürerek, bir yandan da içsel çatışmalarımızı bir kenara bırakıyoruz.

O yüzden, “Eski filmlere neden Yeşilçam deniyor?” sorusunun cevabı aslında çok basit: Çünkü herkesin bir Yeşilçam’ı var!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
vdcasino giriş